TÜREK 'Yarının Güvencesi, Rüzgarın Enerjisi' Vurgusuyla Düzenleniyor
Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB), bu yıl 15'incisi düzenlenecek Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi (TÜREK) öncesinde gazetecilerle bir araya geldi.
Toplantıya TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden, Türbin Üreticilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Arif Günyar, Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı, Sanayiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samet Güldoğan, Sayman, Finansal Kurum Paydaşlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Çağrı Güven ve COP31 Hazırlık Komitesi Sorumlusu Osman Çotuker katıldı.
Düzenlenen toplantıda; enerji güvenliğinin giderek artan stratejik önemine vurgu yapılırken, dünyada yaşanan gelişmelerle birlikte enerji güvenliğinin artık sadece teknik bir konu olmadığına dikkat çekildi. Enerjinin; ülkelerin ekonomisini, dışa bağımlılığını ve siyasi gücünü doğrudan etkileyen kritik bir alan haline geldiği vurgulandı. “Yarının Güvencesi, Rüzgarın Enerjisi” mottosuyla düzenlenecek kongrede ise Türkiye’nin enerji arz güvenliğine katkı sağlayacak yatırım, finansman ve sanayi başlıklarının çok boyutlu şekilde ele alınması hedefleniyor.
“Rüzgar Enerjisi, Enerji Güvenliğinin Teminatı”
TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden, enerji güvenliğinin doğrudan stratejik bir konu olduğuna dikkat çekerek; “Bugüne kadar rüzgar enerjisini daha çok iklim değişikliği ve yenilenebilirlik perspektifinden değerlendiriyorduk. Ancak geldiğimiz noktada rüzgar, bir alternatif değil, ülkelerin enerji güvenliği için kritik bir güvence haline geldi. Türkiye’de devreye alınan her yeni türbin, enerji bağımsızlığımıza atılmış somut bir imzadır. Rüzgar ve güneş başta yenilenebilir enerji ülkemizin enerji stratejisinde en önemli unsurlar haline gelmiştir. 2035 hedeflerimizin yeniden gözden geçirildiği ve 120 GW’lık 2035 hedefinin yukarı doğru revize edilmesinin beklendiği bir dönemde rüzgar sektörü olarak yılda 7 GW mertebesinde rüzgar yatırımlarını gerçekleştirmeye talibiz. Güçlü ve güvenilir sanayi, temiz ve yerli enerji sağlayacak bu yatırımların artması, hem arz güvenliği hem de kaynak çeşitliliği açısından büyük önem taşıyor” dedi.
TÜREK’te Küresel İş Birlikleri, Yatırım ve Sanayi Aynı Platformda Buluşacak
Dr. Erden, kongre kapsamında Türkiye’de üretilen rüzgar ekipmanlarının Avrupa ile entegre yapısına da dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: “Bu yıl 15’ incisini düzenleyeceğimiz TÜREK’i de bu bakış açısıyla kurguladık. Kongremizde enerji güvenliği, depolama, hibrit sistemler, finansman ve dijitalleşme gibi başlıkları kapsamlı şekilde ele alacağız. Yoğun uluslararası katılımın olacağı kongrede, küresel ölçekte önde gelen kuruluşların üst düzey temsilcileriyle birlikte, kamu ve özel sektörün tüm paydaşlarını bir araya getireceğiz. Offshore rüzgar enerjisi de kongrenin öne çıkan başlıklarından biri olacak. Uluslararası kurumların temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek oturumlarda, özellikle deniz üstü rüzgar projelerine yönelik küresel gelişmeler, iş birlikleri ve Türkiye’nin potansiyeli ele alınacak. Bu kapsamda, offshore alanında faaliyet gösteren önemli uluslararası kuruluşların temsilcilerinin katkı sunması bekleniyor. Ayrıca bu yıl ilk kez düzenleyeceğimiz büyükelçiler oturumu ile uluslararası iş birliklerini ve Türkiye’nin rüzgar enerjisi ekosistemine yönelik küresel bakışı da masaya yatıracağız. Kongremizi iki ana eksende planladık. İlk gün enerji yatırımlarına odaklanırken, ikinci gün sanayi tarafını ele alacağız. Amacımız; hem yatırımcıların hem de sanayicilerin ihtiyaçlarına yanıt veren, verimli ve yüksek katma değerli bir içerik sunmak. Bunun yanında, kongre öncesinde ve sırasında düzenleyeceğimiz kapalı istişare toplantılarıyla da sektörün karar vericileri arasında doğrudan diyalog ortamı oluşturacağız.”
Süper İzin ile Yatırımlar Hızlanacak
Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı da, enerji sektöründe mevzuat tarafındaki gelişmelere değinerek; “2025 yılı mevzuat açısından oldukça yoğun bir dönemdi. 2026 itibarıyla ise ikincil düzenlemelerin tamamlanmasıyla birlikte yatırımların hız kazanacağını öngörüyoruz. Depolama tarafında ciddi bir potansiyel var ancak projelerin henüz sınırlı bir kısmının sahaya yansıdığını görüyoruz. Son dönemde hayata geçirilen düzenlemeler ve ‘süper izin’ süreciyle birlikte sektörün artık vites artırdığı bir döneme giriyoruz. Bununla birlikte yeni enerji mimarisi ve artan elektrikleşme ihtiyacı, konuyu sadece üretim tarafında değil, daha bütüncül bir çerçevede ele almamızı gerektiriyor. Veri merkezleri ve yapay zeka gibi yeni tüketim alanları da enerji talebini artıran önemli başlıklar arasında yer alıyor. Kısa vadede tamamlanmasını beklediğimiz son düzenlemeyle birlikte özellikle imar ve ruhsat süreçlerinde önemli bir kolaylık sağlanmasını hedefliyoruz.” dedi.
“Rüzgar Enerjisinde Yerli Üretim, Enerji Bağımsızlığının Anahtarı”
Türbin Üreticilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Arif Günyar, konuşmasında enerji arz güvenliği ve enerji kaynaklarında bağımsızlığın artık ülkeler için stratejik bir zorunluluk haline geldiğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti: “İklim değişikliğiyle mücadelenin yanı sıra, son yıllarda yaşanan küresel krizler enerji güvenliğinin ne kadar kritik bir konu olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Rüzgar enerjisi sektöründe faaliyet göstermekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Türkiye artık yalnızca rüzgardan elektrik üreten bir ülke değil; aynı zamanda güçlü bir sanayi ve tedarik zinciri merkezi haline geldi. Rüzgar türbini ekipmanlarının ülkemizde üretilmesi sayesinde hem enerji arz güvenliğimizi güçlendiriyor hem de yerli ve milli bir ekosistemi daha da ileri taşıyoruz.”
Rüzgar Enerjisinde Sanayi Politikası ve Altyapı Vurgusu
Sanayiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samet Güldoğan, rüzgar enerjisinde büyümenin yalnızca üretim kapasitesiyle değil, altyapı ve süreçlerin bütüncül şekilde ele alınmasıyla mümkün olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Rüzgar enerjisinde asıl altı çizilmesi gereken konu; izin süreçleri ile şebeke altyapısını sanayi politikasının ayrılmaz bir parçası olarak görmek olmalıdır. Rüzgarın büyümesi sadece türbin üretmekle değil, üretilen elektriği zamanında sisteme bağlayabilmekle mümkündür. Bu nedenle şebeke altyapısı, enerji dönüşümünün başarısında omurga niteliği taşımaktadır. Türkiye’de yatırımcı açısından en kritik başlıklar yalnızca finansman değil; izin süreçlerinin süresi, bağlantı kapasitesi ve iletim altyapısının zamanlamasıdır. Türkiye, rüzgar enerjisinde yalnızca iç pazara odaklanan değil, aynı zamanda ihracat gücü yüksek bir sanayi üssü olmayı hedeflemelidir. Bu doğrultuda kalite standartları, sertifikasyon ve test altyapısının güçlendirilmesi, lojistik imkanların geliştirilmesi ve uzun vadeli, öngörülebilir bir sanayi stratejisinin oluşturulması büyük önem taşımaktadır.”
“Türkiye’nin 120 GW Hedefi İçin Yıllık 6 Milyar Dolarlık Finansman Gerekiyor”
TÜREB’in Sayman, Finansal Kurum Paydaşlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Çağrı Güven ise, birlik olarak önceliklerinden birinin yatırımcıların finansman kaynaklarına erişimini kolaylaştırmak olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Türkiye’nin önünde çok net ve iddialı bir hedef var: 120 GW kurulu güce ulaşmak. Bu hedef, yaklaşık 80 milyar dolarlık bir yatırım anlamına geliyor. Rüzgar projelerinin finansman yapısına baktığımızda ise yatırımların yüzde 70-80’inin krediyle finanse edildiğini görüyoruz. Bu da önümüzdeki 10 yıl için yaklaşık 60 milyar dolarlık bir finansman ihtiyacına işaret ediyor. Bu tabloyu yıllık bazda değerlendirdiğimizde, Türkiye’nin her yıl ortalama 6 milyar dolarlık bir finansman kaynağı yaratması gerekiyor. Mevcut yerli finansman imkanları önemli olmakla birlikte, bu büyüklükteki bir ihtiyacın karşılanabilmesi için uluslararası finans kuruluşlarının, ihracat kredi ajanslarının ve kalkınma finansmanı kurumlarının daha aktif rol alması kritiktir. TÜREK kapsamında düzenleyeceğimiz oturumlarda, uluslararası finans kuruluşlarının temsilcileriyle birlikte bu konuları detaylı şekilde ele alacak, çözüm önerilerini ve iş birliği imkanlarını değerlendireceğiz. Amacımız, Türkiye’nin rüzgar enerjisi potansiyelini hayata geçirecek finansal zemini daha güçlü ve sürdürülebilir hale getirmektir.”